gördüğümüz her yüksek duvara sur deme alışkanlığından mıdır, yoksa hakkaten sura benzediğinden midir, bilmiyorum, kaç defa duydum saraçhane’deki bozdoğan (valens) su kemerine sur denildiğini. altında koca koca delikleri olan bir duvardan nasıl sur olursa? olsa olsa kapıya benzetirdim, hiç bilmesem bile. yakın zamanda, üstelik tarih bölümünde son sınıf öğrencisi olan birinden duyunca, amme hizmeti yapıp yazayım dedim.bir şehri “şehir” yapan, oranın kendine özgü bazı öğeleri olmalıdır. park olur, köprü olur, meydan olur (bakınız vedat türkali’nin “bekle bizi istanbul” şiiri), bir tarihi anıt olur, bulvar olur, olur oğlu olur. istanbul’da allah’a şükür doğru düzgün bir meydan yok. olanlar da ya iett otobüslerinin işgali altında ya da kimse girmesin diye polis tarafından kapatılıyor. gireni de dövüyorlar. tarihi anıtlardan da şehirleşmeye, “kalkınmaya” engel olanlar elden geldiğince yıkıldı, kalan birkaç tanesiyle idare ediliyor: ayasofya, sultanahmet cami, topkapı sarayı vb. bozdoğan kemeri de istanbulla özdeşleşen anıtlardan biri bence.
bozdoğan kemerinden önce istanbul’un günümüzde de devam eden su problemine ve onun geçmişteki çözüm yollarına değinmekte yarar var: istanbul’un ilk kurulduğu ve isminin byzantium olduğu dönemlerde şehrin su ihtiyacı kuyulardan veya yağmur sularının toplandığı sarnıçlardan sağlanmış. şehir zamanla büyüyüp roma egemenliğine girince, artan nüfusla birlikte şehir içindeki kaynaklar yetersiz hale gelmiş ve hadrianus (ms 117-138) döneminde ilk defa şehre dışardan su taşıyan tesisler inşa edilmiş. bu tesislerin nereden geçtiği bilinmiyor (ya da ben henüz bilmiyorum). roma imparatoru ı. konstantin (ms 324-337) şehri roma’nın yeni başkenti ilan edip yapılaşmaya girişince yeni su tesisleri de inşa edilmiş. bu dönemde ıstranca dağları’ndan başlayan bir su taşıma hattının (isale hattı) inşasına başlanmış. sonraki imparatorlar tarafından tamamlanan bu hattın uzunluğu 242 km’dir ve bilinen en uzun su taşıma hattıdır. bunun dışında belgrad ormanı ve halkalı’daki kaynaklar da şehrin su ihtiyacının karşılandığı yerlerdir. buralardan gelen su çeşitli kanal, su yolu ve kemerlerle şehre dağıtılmaktadır.
işte bu kemerlerden bir tanesi, 368 (bazı yerlerde 375) yılında roma imparatoru valens tarafından yaptırılmış olan bozdoğan kemeri’dir. kemer bu nedenle valens kemeri olarak da bilinir. istanbul'un üçüncü (beyazıt kulesinin olduğu) tepesiyle dördüncü (fatih camii'nin olduğu) tepesi arasında, unkapanı'ndan yenikapı'ya kadar uzanan derin bir vadi vardır. şehir dışından gelen ve bugünkü sultanahmet civarındaki büyük saray çevresine taşınması gereken suyu, bu çukur vadinin üstünden aşırmak için bu kemer inşa edilmiştir. kemer yapıldığı dönemde, “efendim bu kemerin yerinde önceden şu şu eserler vardı da onu yıkıp yerine bu biçimsiz kemeri yaptılar; halbuki o eser bize atalarımızdan mirastı.” diye yazı yazan, blog postlayan romalı yurttaşlar olmadığı için, öncesinde bu kemerin yerinde ne olduğu bilinmiyor. yukarıda, hadrianus dönemi su taşıma hattının nerden geçtiğinin bilinmediğini yazmıştım. bozdoğan kemeri, muhtemelen, hadrianus döneminde yapılmış bir kemerin üzerine inşa edilmişti.vezneciler’de, kız öğrenci yurdu’nun yanında -metro istasyonu vesilesiyle- kısa süren bir kazı yapıldı. şimdi her tarafını otlar bürümüşse de yaklaşık iki metre derinlikte, bir kemere ait olabilecek kalıntılar ortaya çıkarılmıştı. bu kalıntılar bozdoğan kemeri’ne ait olabileceği gibi, ondan önce yapılmış bir kemerin kalıntıları da olabilir.
bilmeyen birine bu anıtın su kemeri olduğunu söylediğimde genelde suyun bu kemerin neresinden geçtiğini sorarlar, kemerin tepesinde büyük kanallar vardır ve su buradan akar. kemerden gelen su, süleymaniye ile beyazıt camileri arasında kalan nymphaeum maximum denilen havuzda (nimfaion maksemi) toplanır ve buradan kentin çeşitli bölgelerine dağılırdı. kemer, bizans ve osmanlı dönemlerinde çeşitli onarımlardan geçerek günümüze kadar ulaşmış. cumhuriyetin ilk yıllarına kadar da kullanılmış.
hazır diyorum istanbul’un su sorunu da varken, şu kemeri kullanmaya başlasak mı? bittiği yere de bir sarnıç yaptırır, oh mis gibi de yıkanırdık.
kaynaklar:
*murat belge, istanbul gezi rehberi
*ilhan avcı, istanbul’un tarihsel gelişim süreci içinde öne çıkan bir öge: su, tmh - türkiye mühendislik haberleri, sayı 413 - 2001/3








