rahmetli tekin aral’ın yazdığı “salacak plajı hikayeleri” vardı bir zamanlar. fırt’ta, gırgır’da filan yayınlanırmış önceleri de ben hürriyet’in pazar ekinde okurdum (hey allah’ım, bir ara hürriyet giriyormuş eve). hikayeleri okuyacam diye iple çekerdim pazar’ı. mahallenin piç yavuz, tilt mahmut, camgöz taci isimli fırlamalarının plaj sahibine, çevredeki esnafa, plaja gelenlere çektirdikleri anlatılırdı. kız kulesi’nin de adı geçerdi çoğu zaman hikayelerde. şimdi orada ne plaj var ne de esnaf; kuleye bakan salacak sahilini bedrettin dalan zamanında doldurup yol yaptılar. yolla deniz arasına da merdiven yapmışlar. geçenlerde kuleye geçmek için uğradığımda, merdivenlerin iki tarafındaki kafe mafe benzeri yerler minder atıp merdivenleri işgal etmişlerdi. iki kişinin ancak sığabileceği bir “sınır” koymuşlar aralarına. camgöz taciliğimiz tuttu, inadına o sınırda oturduk biz de. hani plajlara şezlong atıp, kenara kıyıya havlu atanları da kovuyorlar ya, onun gibi, ters ters bakıp durdu garsonlar.her neyse, ben kız kulesi’ni yazacaktım. hani o bütün dizilerde mutlaka bir akşam bir de sabah görüntüsü olan kule…
işte bu salacak plajı’nın karşısında, evliya çelebi’nin deyimiyle “deniz içinde karadan bir ok atımı uzak” bir kayalık bulunur (yukarıdaki fotoğraf). kayalık, boğazın hemen girişinde olması hasebiyle, çok eski zamanlardan beri, özellikle gözetleme kulesi ve deniz feneri olarak kullanılmıştır. bugün ayakta olan yapının temel ve alt kat gibi kısımları fatih sultan mehmet zamanından kalmadır. üzerine yapılan ahşap kule 1700’lerde yanınca, kalan temellerin üzerine ii. mahmut zamanında bugünkü taş kule yapılmış. o kule de yakın zamanlarda (2000’di sanırım) “restore” edilip “restoran” olarak hizmet vermeye başladı.
bizans döneminde burada olan binanın gümrük binası olarak kullanıldığı söylenir. iddiaya göre kuleyle avrupa yakası (dizi olanı değil, kıta olanı) arasına çekili zincir yüzünden gemiler kız kulesiyle anadolu yakası arasından geçmek zorunda kalır, oradan geçerken de vergilerini ödermiş. kule osmanlı döneminde de fener işlevinin yanı sıra, zindan veya karantina adası olarak kullanılmış.gelelim efsanelere.
ilki, eski yunan efsanelerine dayanır. leandros adındaki cevval gençle, bir rahibe olan, dolayısıyla aşk meşk işlerine girmesi yasaklanan hero, bir vesileyle görüşüp birbirlerine aşık olurlar. kulede yaşayan kız, her gece fener yakarak leandros’a işaret verir ve leandros da fenerin ışığını takip ederek sevgilisiyle buluşur. fırtınalı bir gecede, artık kıskanç bir rahip mi feneri söndürür yoksa fırtınadan dolayı fener kendiliğinden mi söner, bilmiyorum, leandros yolunu şaşırarak boğulur. bunu öğrenen hero da kendini boğazın sularına bırakarak intihar eder. bu nedenle birçok yabancı dilde kuleye “leandros kulesi” denir (halbuki “hero kulesi” denilmeliydi). aslında bu hikaye çanakkale boğazı’nda geçmektedir ama… tabi bir de akdamar adası versiyonu var aşağıda.
bir diğer efsane de türk kaynaklıdır. dönemin bizans imparatoruna kahinler, çok sevdiği kızının yılan sokmasından öleceğini söylerler. imparator da kızını korumak için adaya bir ev ve kule yaptırarak (kule niyeyse, oradan adaya yaklaşan yılanları mı gözetleyecekler!) kızını oraya kapatır. kıza gönderilen üzüm sepetinin içine gizlenen yılan kızı sokarak öldürür. ayasofya’nın ana giriş kapısının üstündeki madeni sövenin bu kızın tabutu olduğu söylenir. tabutun üzerindeki delikler de, yılanların kızı burada bile rahat bırakmadığının ispatı olarak anlatılır. herhalde “kız kulesi” ismi de bu efsaneden kaynaklanmıştır. murat belge, bu prensesin hikâyesinin, fatih mehmet'in kızı mihrişah için de anlatıldığını yazıyor.
bu kadar efsaneden sonra kız kulesi’yle ilgili bir dörtlükle bitirelim. bedri rahmi eyüboğlu’nun “istanbul destanı” şiirinden:
istanbul deyince aklıma kuleler gelir
ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
ama şu kızkulesinin aklı olsa
galata kulesine varır
bir sürü çocukları olur
kralın çilesi. 1-akdamar adası
kralın çilesi. 2-qız qalasi
kralın çilesi. 3-rize kız kalesi

0 yorum:
Yorum Gönder