şişhane’den beyoğlu’na doğru giderken solda, gelirken sağda, taş ve tuğladan, kubbeli, küçük bir türbe var. yıllar yılı, neredeyse her gün önünden geçmeme rağmen hiç fark etmemişim. birgün japon bir arkadaş söz etmişti laf arasında, ben de bilmediğimi söylemiştim. (bu japonların bizim memleketi bizden daha iyi bilmeleri de ayrı hikaye). hemen o gün de gidip keşfetmiş, tabi herhangi bir açıklayıcı tabela falan olmadığı için öyle keşfimle kalmıştım. birkaç yıl sonra murat belge’nin istanbul gezi rehberi kitabını okurken yeniden rastladım türbeye. garip bir hikayesi var. aktarayım:
(düzeltme: evliya çelebi'nin türbesi yolun karşı tarafında, beyoğlu belediyesi'ne giden yolun girişindeymiş. tam olarak, taksim sarı dolmuşlarının yolcuları indirdiği kırmızı ışıklarda!)
gelelim bu posttaki sosyal mesajımıza. türbenin 500 metre kadar kuzeyinde kasımpaşa stadyumu var. kasımpaşa iki senede dört lig atlayıp süper lige çıkınca stadı yenilediler (hey gidi, kasımpaşa da düştü ligden). stad yenilenirken birgün geçmiştim oradan. yol boyu bir kanal açmış, çıkan hafriyatı da kanalın yanına yığmışlardı. toprağın içindeki çanak çömlek, paslanmış demir parçalarına falan göz gezdirerekten yürürken bir de baktım ki şu kavuklu mezartaşlarından bir tanesi kanalın içerisinden kafasını uzatmış bana bakmıyor mu. üzerindeki tarih 19. yüzyıl sonlarıydı (1870-80 gibi), yanlış hatırlamıyorsam. sonradan öğrendim ki bu başlıkların biçimi, deseni gibi ayrıntılar, mezardaki şahsın işini, mevkisini, bağlı olduğu tarikatı filan işaret edermiş. o sıralar bilmediğim için dikkat etmemişim. bir daha yolum düşmedi oraya, kavuklunun akibeti ne oldu bilmiyorum. diyeceğim o ki, daha ölümüze saygımız yok. biz arkeologların da…
not: fotoğraflar http://www.hayalleme.com/'dan

0 yorum:
Yorum Gönder