15 Nisan 2008 Salı

loğusa kadın türbesi


şişhane’den beyoğlu’na doğru giderken solda, gelirken sağda, taş ve tuğladan, kubbeli, küçük bir türbe var. yıllar yılı, neredeyse her gün önünden geçmeme rağmen hiç fark etmemişim. birgün japon bir arkadaş söz etmişti laf arasında, ben de bilmediğimi söylemiştim. (bu japonların bizim memleketi bizden daha iyi bilmeleri de ayrı hikaye). hemen o gün de gidip keşfetmiş, tabi herhangi bir açıklayıcı tabela falan olmadığı için öyle keşfimle kalmıştım. birkaç yıl sonra murat belge’nin istanbul gezi rehberi kitabını okurken yeniden rastladım türbeye. garip bir hikayesi var. aktarayım:

hikayeye göre, seferde olan bir yeniçerinin hamile karısı doğurmasına çok az kala vefat eder ve o zamanlar mezarlık olan bu bölgeye gömülür. kar
ısının defnedilmesinden birkaç gün sonra seferden dönen yeniçeri mezarı ziyaret edince, mezardan ağlama sesleri geldiğini fark eder. bebek toprağın altında doğmuş, geçen birkaç günde de hernasılsa hayatta kalabilmiştir. bunun üzerine mezar kazılıp çocuk çıkarılmış, mezarın üzerine bir türbe yapılmış, adına da loğusa kadın türbesi denilmiş. bu hikayenin başka versiyonları var. biri şurada. bazı yerlerde hikayenin evliya çelebi’nin seyahatnamesinde yazdığı söyleniyor. okumadığım için bir şey diyemeyeceğim. murat belge de hikayeyi nereden aktardığını yazmamış. mezardan çıkan çocuğun ve türbenin hikayesi bununla bitmiyor. bu mucizevi çocuk büyüyünce zamanının ünlü bilginlerinden biri olur. ismi ya da lakabı ise ölünün oğlu anlamında meyyitzade’dir. öldüğünde aynı türbeye, annesinin yanına gömülür.

türbenin içerisinde, tellerle kapatılmış camlardan içeriyi görebildiğim kadarıyla, iki tane mezar daha var. bunların kime ait olduğu ise belli değil. yine kaynağı belirsiz bazı rivayetlere göre (laf bu da. rivayet dediğinin kaynağı belirsiz olur zaten), evliya çelebi öldüğü zaman, buradaki mezarlığa (türbeye değil) gömülmüş. kimi istanbul haritalarında da bu türbenin adı evliya çelebi türbesi olarak geçiyor. bu türbenin yanından aşağı doğru kasımpaşa’ya inen caddenin adı evliya çelebi caddesi, tüm bu bölge de evliya çelebi mahallesidir.
(düzeltme: evliya çelebi'nin türbesi yolun karşı tarafında, beyoğlu belediyesi'ne giden yolun girişindeymiş. tam olarak, taksim sarı dolmuşlarının yolcuları indirdiği kırmızı ışıklarda!)

gelelim bu posttaki sosyal mesajımıza. türbenin 500 metre kadar kuzeyinde kasımpaşa stadyumu var. kasımpaşa iki senede dört lig atlayıp süper lige çıkınca stadı yenilediler (hey gidi, kasımpaşa da düştü ligden). stad yenilenirken birgün geçmiştim oradan. yol boyu bir kanal açmış, çıkan hafriyatı da kanalın yanına yığmışlardı. toprağın içindeki çanak çömlek, paslanmış demir parçalarına falan göz gezdirerekten yürürken bir de baktım ki şu kavuklu mezartaşlarından bir tanesi kanalın içerisinden kafasını uzatmış bana bakmıyor mu. üzerindeki tarih 19. yüzyıl sonlarıydı (1870-80 gibi), yanlış hatırlamıyorsam. sonradan öğrendim ki bu başlıkların biçimi, deseni gibi ayrıntılar, mezardaki şahsın işini, mevkisini, bağlı olduğu tarikatı filan işaret edermiş. o sıralar bilmediğim için dikkat etmemişim. bir daha yolum düşmedi oraya, kavuklunun akibeti ne oldu bilmiyorum. diyeceğim o ki, daha ölümüze saygımız yok. biz arkeologların da…

not: fotoğraflar http://www.hayalleme.com/'dan

0 yorum: