
bebek’te, aşiyan durağı’nın karşısındaki yokuştan sağa doğru yukarı tırmanınca, epey bir tırmanınca, soldaki arnavut kaldırımından devam ediyorum. derken merdivenler başlıyor. merdivenlerin sonu elbet vardır. her merdiven bir yere çıkar, ilânihaye. yeniden bir yokuş. yolda telef olmuş insanlara denk geliyorum. buraya bir asansör, yürüyen merdiven filan yapsalar iyi olacak. ben yılda bir, erguvanlar kapanmadan giderim de orada çalışan garipler ne olacak, allah’ın günü çıkılır mı bu yokuş?
tevfik fikret, çok istediği inzivasına çekilmiş.
örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!...
diye seslendiği istanbul’un en müstesna yerinde, bilimin altına çevireceğini düşündüğü kara toprakla örtülü şimdi, abdulhamit’ten, istibdat’tan, mehmet akif’ten, ittihat terakki’den çok uzaklarda. ne demişti, aslında onu hiç sevmeyen cemil meriç: bütün musiki, bütün şiir, bütün aşk, bu bir çuval kemik, bu asi ten, bu aptalca endişeler ne olacak? ne olacağını bilen var mı?
yok usta, kimse bilmiyor.
aşiyan, kuş yuvası demek. tevfik fikret’in planını kendisinin çizdiği, 1901’de işçilerle bizzat çalışarak yapmaya başladığı, 1906’dan ölümüne (1915) kadar yaşadığı evin ismi.
1940’ta eşi nazime hanım evi satmaya karar verince, istanbul belediyesi alarak 1945’te müzeye çevirir. 1961’de tevfik fikret’in eyüp’te bulunan naşı alınarak bahçeye nakledilir.
üç katlı evin alt katında şair nigar hanım’ın kitapları, bazı özel eşyaları, fotoğrafları sergileniyor.
giriş katı edebiyat-ı cedidecilere ve abdulhak hamid’e ayrılmış.
üst kat ise tevfik fikret’in.
onun “çok sevdiği” istanbul’a ithafen yazdığı sis şiirinden bir bölümle bitsin
hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün
çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis;
üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet
bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet!
hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde,
bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu';
yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
milyonla barındırdığın ecsâd arasından
kaç nâsiye vardır çıkacak pâk u dirahşan?
yani aşağı yukarı şu demek:
hariçten, uzaktan açılan gözlere, süzgün
mavi gözlerinle ne munis görünürsün!
munis, fakat en kirli kadınlar gibi munis;
üstünde coşan gözyaşlarına hissiz.
daha kurulduğun zaman bir hain el
bünyene lanetin zehirini katmış!
hep riyakarlığın kiri dalgalanır zerrelerinde,
bir temiz zerre bulamazsın içerinde.
hep riyakarlığın, hasedin, menfaatin kiri;
yalnız bu… ve yalnız bunlarla yükselme umudu.
milyonla barındırdığın vücud arasından
kaç alın vardır çıkacak pak ve parlak?
dönerken, çöpü boşaltmaya giden bekçiyle karşılaşıyorum, içinden tevfik fikret’e ne saydırıyordur, kimbilir.







