08 Ekim 2009 Perşembe

mühtedi camiler-7. eski imaret (imaret-i atik) cami-pantepoptes kilisesi

kilisenin de bir parçası olduğu pantepoptes (her şeyi gören) manastırı, 11. yüzyılda, imparator aleksios kommenos’un annesi anna dalassena tarafından yaptırılmış. imparatoriçe anna hazretleri ömrünün son demlerini bu manastırda geçirmiş ve ölünce de buraya gömülmüş. sarayda onca entrika, dalavere, cinayet, cart curttan sonra bu manastıra kapanma kurtarmış mıdır acep?

fatih devrinde manastır, imaret olarak kullanılıyor, kilise de camiye çevriliyor. şu anki ismi (eski imaret ya da imaret-i atik) de buradan kalma.

bina 1970’lerde mimar fikret çuhadaroğlu tarafından restore edilmiş.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

mühtedi camiler-6. fethiye camii-pammakaristos kilisesi

şimdi cami olarak kullanılan kilise, 11 veya 12. yüzyılda kommenos hanedanı tarafından yaptırılmış. şimdi müze olarak kullanılan ikinci şapeli ise 14. yüzyıl başında, mihail glabas adında bir şahısın karısı, onun adına yaptırmış.

1590-1’de iii. murat zamanında, gürcistan ve azerbaycan’ın fethedilmesi münasebetiyle fethiye ismi verilerek camiye çevrilmiş.

mimar süreyya yücel tarafından 1936–1938 yıllarında restore edilmiş. 1949’da amerikan bizans enstitüsü ve dumberton oaks bizans incelemeleri merkezi (bkz kariye cami başlığı), burada yeniden bir restorasyon yaparak mozaikleri temizlemiş.

kariye ve ayasofya'dan sonra en çok mozaiği olan yapılardan biridir.

kubbenin içinde pantokrator isa ve onu çevreleyen 12 peygamberin mozaiği
cami/müze, fatih çarşamba’da, karagümrük stadı ile haliç’in arasında bir yerlerde. oralarda başı açık mı gezilir, türbanlı mı iğrençliğine hiç girmeyeyim.

23 Temmuz 2009 Perşembe

kuramsal arkasalaytım!

tdk'nın yayın organı olan türk dili dergisi'nin, 1936 tarihli 16-17. sayılarında arkeoloji kelimesine karşılık yeni bir kelime önerilmiş: arkasalaytım. sevan nişanyan'ın yazdığına göre, eski türkçedeki aytmak (konuşmak) fiilinden -aytım diye bir kelime uydurmuşlar, yunanca logos'tan -loji'nin karşılığı olarak. arkasal da eski, geçmiş anlamında olmalı. e ikisi birleşince de eskinin/geçmişin bilimi oluyor herhalde. benim aklıma göt bilimi gibi bir şey geldi, arkasal deyince ya neyse...

bir de ondan çok daha "ileri" bir zekâ seviyesini gösteren "kazı bilimi" var, kim bulmuşsa artık.

24 Mayıs 2009 Pazar

aşiyan müzesi


bebek’te, aşiyan durağı’nın karşısındaki yokuştan sağa doğru yukarı tırmanınca, epey bir tırmanınca, soldaki arnavut kaldırımından devam ediyorum. derken merdivenler başlıyor. merdivenlerin sonu elbet vardır. her merdiven bir yere çıkar, ilânihaye. yeniden bir yokuş. yolda telef olmuş insanlara denk geliyorum. buraya bir asansör, yürüyen merdiven filan yapsalar iyi olacak. ben yılda bir, erguvanlar kapanmadan giderim de orada çalışan garipler ne olacak, allah’ın günü çıkılır mı bu yokuş?

tevfik fikret, çok istediği inzivasına çekilmiş.

örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!...

diye seslendiği istanbul’un en müstesna yerinde, bilimin altına çevireceğini düşündüğü kara toprakla örtülü şimdi, abdulhamit’ten, istibdat’tan, mehmet akif’ten, ittihat terakki’den çok uzaklarda. ne demişti, aslında onu hiç sevmeyen cemil meriç: bütün musiki, bütün şiir, bütün aşk, bu bir çuval kemik, bu asi ten, bu aptalca endişeler ne olacak? ne olacağını bilen var mı?

yok usta, kimse bilmiyor.

aşiyan, kuş yuvası demek. tevfik fikret’in planını kendisinin çizdiği, 1901’de işçilerle bizzat çalışarak yapmaya başladığı, 1906’dan ölümüne (1915) kadar yaşadığı evin ismi.

1940’ta eşi nazime hanım evi satmaya karar verince, istanbul belediyesi alarak 1945’te müzeye çevirir. 1961’de tevfik fikret’in eyüp’te bulunan naşı alınarak bahçeye nakledilir.

üç katlı evin alt katında şair nigar hanım’ın kitapları, bazı özel eşyaları, fotoğrafları sergileniyor.

giriş katı edebiyat-ı cedidecilere ve abdulhak hamid’e ayrılmış.

üst kat ise tevfik fikret’in.

onun “çok sevdiği” istanbul’a ithafen yazdığı sis şiirinden bir bölümle bitsin

hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün
çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis;
üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet
bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet!
hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde,
bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu';
yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
milyonla barındırdığın ecsâd arasından
kaç nâsiye vardır çıkacak pâk u dirahşan?

yani aşağı yukarı şu demek:

hariçten, uzaktan açılan gözlere, süzgün
mavi gözlerinle ne munis görünürsün!
munis, fakat en kirli kadınlar gibi munis;
üstünde coşan gözyaşlarına hissiz.
daha kurulduğun zaman bir hain el
bünyene lanetin zehirini katmış!
hep riyakarlığın kiri dalgalanır zerrelerinde,
bir temiz zerre bulamazsın içerinde.
hep riyakarlığın, hasedin, menfaatin kiri;
yalnız bu… ve yalnız bunlarla yükselme umudu.
milyonla barındırdığın vücud arasından
kaç alın vardır çıkacak pak ve parlak?

dönerken, çöpü boşaltmaya giden bekçiyle karşılaşıyorum, içinden tevfik fikret’e ne saydırıyordur, kimbilir.

18 Mayıs 2009 Pazartesi

sağdan say!

murat bardakçı yumurtlamış:

"şimdilerde her tarafta yazıp çizen mebzul miktardaki istanbul uzmanlarımızı galata köprüsü'nün üzerine yerleştirsek, yüzlerini eminönü'ne dönmelerini ve sepetçiler kasrı'nın sahilinden başlayarak sağa, yavuz selim'e kadar olan hat üzerindeki eski camilerin isimlerini bir seferde saymalarını rica etsek acaba kaçı bu işi yapabilir?" diye hep merak etmişimdir...
içlerinden bu işi şaşırmadan ve doğru şekilde yapabilecek tek bir kişinin bile çıkmayacağına emin olun!

üzerime alınıp denedim bugün, sayamıyorum!