24 Mayıs 2009 Pazar

aşiyan müzesi


bebek’te, aşiyan durağı’nın karşısındaki yokuştan sağa doğru yukarı tırmanınca, epey bir tırmanınca, soldaki arnavut kaldırımından devam ediyorum. derken merdivenler başlıyor. merdivenlerin sonu elbet vardır. her merdiven bir yere çıkar, ilânihaye. yeniden bir yokuş. yolda telef olmuş insanlara denk geliyorum. buraya bir asansör, yürüyen merdiven filan yapsalar iyi olacak. ben yılda bir, erguvanlar kapanmadan giderim de orada çalışan garipler ne olacak, allah’ın günü çıkılır mı bu yokuş?

tevfik fikret, çok istediği inzivasına çekilmiş.

örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!...

diye seslendiği istanbul’un en müstesna yerinde, bilimin altına çevireceğini düşündüğü kara toprakla örtülü şimdi, abdulhamit’ten, istibdat’tan, mehmet akif’ten, ittihat terakki’den çok uzaklarda. ne demişti, aslında onu hiç sevmeyen cemil meriç: bütün musiki, bütün şiir, bütün aşk, bu bir çuval kemik, bu asi ten, bu aptalca endişeler ne olacak? ne olacağını bilen var mı?

yok usta, kimse bilmiyor.

aşiyan, kuş yuvası demek. tevfik fikret’in planını kendisinin çizdiği, 1901’de işçilerle bizzat çalışarak yapmaya başladığı, 1906’dan ölümüne (1915) kadar yaşadığı evin ismi.

1940’ta eşi nazime hanım evi satmaya karar verince, istanbul belediyesi alarak 1945’te müzeye çevirir. 1961’de tevfik fikret’in eyüp’te bulunan naşı alınarak bahçeye nakledilir.

üç katlı evin alt katında şair nigar hanım’ın kitapları, bazı özel eşyaları, fotoğrafları sergileniyor.

giriş katı edebiyat-ı cedidecilere ve abdulhak hamid’e ayrılmış.

üst kat ise tevfik fikret’in.

onun “çok sevdiği” istanbul’a ithafen yazdığı sis şiirinden bir bölümle bitsin

hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün
çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis;
üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet
bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet!
hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde,
bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu';
yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
milyonla barındırdığın ecsâd arasından
kaç nâsiye vardır çıkacak pâk u dirahşan?

yani aşağı yukarı şu demek:

hariçten, uzaktan açılan gözlere, süzgün
mavi gözlerinle ne munis görünürsün!
munis, fakat en kirli kadınlar gibi munis;
üstünde coşan gözyaşlarına hissiz.
daha kurulduğun zaman bir hain el
bünyene lanetin zehirini katmış!
hep riyakarlığın kiri dalgalanır zerrelerinde,
bir temiz zerre bulamazsın içerinde.
hep riyakarlığın, hasedin, menfaatin kiri;
yalnız bu… ve yalnız bunlarla yükselme umudu.
milyonla barındırdığın vücud arasından
kaç alın vardır çıkacak pak ve parlak?

dönerken, çöpü boşaltmaya giden bekçiyle karşılaşıyorum, içinden tevfik fikret’e ne saydırıyordur, kimbilir.

18 Mayıs 2009 Pazartesi

sağdan say!

murat bardakçı yumurtlamış:

"şimdilerde her tarafta yazıp çizen mebzul miktardaki istanbul uzmanlarımızı galata köprüsü'nün üzerine yerleştirsek, yüzlerini eminönü'ne dönmelerini ve sepetçiler kasrı'nın sahilinden başlayarak sağa, yavuz selim'e kadar olan hat üzerindeki eski camilerin isimlerini bir seferde saymalarını rica etsek acaba kaçı bu işi yapabilir?" diye hep merak etmişimdir...
içlerinden bu işi şaşırmadan ve doğru şekilde yapabilecek tek bir kişinin bile çıkmayacağına emin olun!

üzerime alınıp denedim bugün, sayamıyorum!

15 Mayıs 2009 Cuma

mühtedi camiler-5. kariye cami


kariye (meşrebe göre) müzesi/camisi/kilisesi de ayasofya gibi bir çırpıda anlatılamayacak yapılardan biri. içindeki yüze yakın mozaik, fresko vbnin her birinin ayrı bir hikayesi var. hepsini bilip anlatana elyazması bir incil hediye ediyorlar. sağolsun, benden daha azimli biri bunları özetlemiş, şurada ve şurada. bezemelerin listesine de şuradan ulaşılabilir (ingilizce).

buradaki ilk kilise beşinci yüzyılda inşa edilmiş. dönemin -i. konstantin tarafından yapılan- şehir surlarının dışında kaldığı için kiliseye şehir dışında, kırda anlamlarına gelen “chora/khora” adı verilmiş. bu eski kiliseden günümüze bir şey kalmamış. bugünkü kilise 1077-1081 arasında, i. aleksios kommenos’un baldızı maria doukaina tarafından yaptırılmış. on ikinci yüzyıldaki bir depremde kısmen yıkılınca, i. aleksios’un üçüncü oğlu isaakios kommenos yeniden yaptırmış. kilise latin istilası sırasında tahrip olunca, bizans’ın alim devlet adamlarından theodore methochites tarafından 1315-1321 arasında tamir edilmiş ve günümüze kalan bezemeleri bu dönemde yaptırılmış. aşağıda, methochites, hz isa’ya kilisenin maketini sunarken.


methochites’in de ilginç ve çileli bir hayatı olmuş. niyazi ahmet banoğlu’na göre mezar taşında şunlar yazılıydı: “ey melekler anlayınız! bu adam öldü… bununla beraber bütün hikmet ve fazilet de mahvoldu.”

kilise, 1510’da ii. bayezid’in sadrazamı (hadım) atik ali paşa tarafından camiye dönüştürülür. bezemeler de boya ve tahtalarla kapatılır.

1948-1958 arasında, amerikan bizan enstitüsü ve dumberton oaks bizans incelemeleri merkezi’nin sponsorluğunda, thomas whittemore ve paul a. underwood başkanlığında restorasyon çalışması yapılır. bu çalışmayla ilgili site şurada. cami, 1958’den beri de müze olarak ziyarete açılmış. şimdi 10 lira bayılıp gezebilirsiniz. ha değer mi? değer…

05 Mayıs 2009 Salı

mühtedi camiler-4. toklu (ibrahim) dede mescidi

toklu (ibrahim) dede mescidi, bir önceki postun konuğu atik mustafa paşa camisinin (“camiinin” mi demeliydim acep?) kuzeybatısında. asıl tekla kilisesinin bu olduğu iddiaları var. aslında isim yakınlığı (tekla-toklu) dikkate alınınca bu iddia akla yatkın geliyor. osmanlı yeni topraklar fethettikçe, hristiyan inanışına göre ulu/azizlere ait olduğu düşünülen mezarların/mekânların zamanla müslümanlar tarafından da kutsal kabul edildiği bilinen bir şey. (bu konuda ömer lütfi barkan’ın “osmanlı imparatorluğunda kolonizatör türk dervişleri” makalesine şuradan bakılabilir.) salt isim benzerliğinden yola çıkarak böyle kesin bir ilişki kurmak doğru değil elbet. peki eğer toklu dede mescidi tekla kilisesi ise atik mustafa paşa cami hangi kiliseydi-önceki postta öyle yazmıştım çünkü. onun da “peter ve mark kilisesi” olduğu iddia edilmiş uzun zaman.

(byzantium1200’e göre) 12. yüzyılda inşa edilen kilisenin 14. yüzyılda da duvar bezemeleri yapılmış. osmanlı döneminde mescide çevrilmiş ve 1929’da büyük bir kısmı tahrip olmuş.

bugün yalnızca fotoğrafta görülen güney duvarı kısmen ayakta:


1936'ya ait aşağıdaki fotoda duvar bezemeleri seçilebiliyor:


aşağıda apsisin, biri 1905'te gertrude bell tarafından çekilmiş, diğerini de şu adreste bulduğum, 1923'e ait iki fotoğrafı var. arada kaç fark var sayamadım:


01 Mayıs 2009 Cuma

mühtedi camiler-3. atik mustafa paşa (ya da hazreti cabir) cami

burası, henüz yakından görme fırsatımın olmadığı camilerden biri. o yüzden fazla atıp-tutmak istemem.

eyüp-ayvansaray'daki yapının orijinal ismi kesin olarak bilinmiyor. başta semavi eyice gelmek üzere, kimi araştırmacılar hagia tekla olduğunu iddia ediyorlar. bir başka görüş ise asıl hagia tekla’nın, buranın yakınındaki “toklu dede mescidi” olduğu.

hagia tekla kilisesi’nin bizans imparatorlarından theophilos’un (829-842) kızı thekla tarafından, adaşı azize tekla adına, 9. yüzyılda yaptırıldığı biliniyor.

kilisenin kubbesi 1509 yılındaki bir depremde hasar görünce, dönemin vezirlerinden koca mustafa paşa tarafından tamir ettirilerek kilise camiye çevrilir (koca mustafa paşa ayrıca bugün koca mustafa paşa olarak bilinen semtteki hagios andreas en krisei kilisesini de camiye çevirtmiştir).

bir sonraki badire 1729’dadır. balat ve ayvansaray civarındaki büyük yangında hasar gören yapı yeniden tamir ettirilir.

1894’teki istanbul depreminde minaresi hasar görür ve ancak 1906’da tekrar ibadete açılır.

son olarak 1922’de bir restorasyondan geçirilir.

bunca yıkım ve restorasyondan sonra, haliyle yapının orijinal hali epey değişmiş. aşağıda kilise olduğu zamana dair bir çizim denemesi var.


caminin içindeki türbenin, bizans kuşatması sırasında hz. eyüple beraber şehit düşen hz cabir’e ait olduğu iddia edilir. bu nedenle caminin bir başka ismi hazreti cabir cami’dir.